Esad Erbili Hayatı

Şeyhi Taha’l Hariri (ks)

**Dergâh-i pîr-i muğanda hâki pay ol Es’adâ
Ol zaman anlarsın ancak rütbei bâlâ nedir.**⁵

Es’ad Erbilî Hazretleri, er-Risâletü’l-Es’adiyye fi Tarîkati’l-Âliyye eserinde Üstadı Tâhâ’l-Harîrî Hazretlerinden şöyle söz eder:

“…Tarikat-ı aliyyede seyr-u sülûkum ne babamın ne de dedemin irşad zamanlarına rastlamadığından, o zamanın kutb-u irşadı Tâhâ’l-Harîrî en-Nakşibendî el-Hâlidî’nin hizmetine girdim. 1292/1875 senesine, yâni vefatına kadar beş sene müddetle hizmetlerinde bulundum…”⁶

Seyyid Tâhâ’l-Hakkârî (k.s.) Hazretlerinin halifelerinden olan Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri, Irak’ın Musul vilayetine bağlı, Erbil’in Harîr nahiyesinde 1220/1803 yılında doğmuştur.

Tâhâ’l-Harîrî ilk tahsilini Erbil’de yaptı. Hıfzını ikmâl etti. Bağdad medreselerinde de yüksek seviyede icazet aldı. Dinî ilimleri devrin ulemâsından okuduktan sonra, Mevlâna Hâlid el-Bağdadî’nin Erbil’de bulunan halîfesi Hidayetullah Efendi’nin hizmet ve himayesine girdi.

İbrahim Fasih Haydarî’nin bildirdiğine göre Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri, tarikata Mevlânâ Hâlid’e intisap ederek girmiştir. Haydarî eserinde Harîrî’yi “Âlim, fazilet sahibi, ilmiyle amel eden, âbid, müderris” olarak tanıtır.

Mevlana Hâlid Hazretlerinin ecille-i hulefâsından Seyyid/Şeyh Tâhâ En-Nehrî Hazretlerinin Hakkari-Şemdinli-Nehri’deki Dergâh-ı Şerifleri ve Medresesi Külliyesinin en büyük binası bir zamanlar ayakta iken, 1926’da hükûmet tarafından topçu bataryalarından yapılan atışlarla yıktırılmıştır.

Tâhâ’l-Harîrî Hazretlerinin, Mevlâna Hâlid Bağdadî Hazretlerinin halifelerinden Osman Tavilî ile de görüştüğü, hatta Osman Tavilî’nin, Şeyh Harîrî hakkında “O, bizden büyüktür.” diye övgülerde bulunduğu bilinmektedir.

Tâhâ’l-Harîrî, devrin ünlü şeyhi Seyyid Tâhâ’l-Hakkârî ile önce rüya âleminde, ardından ziyaret ederek kendisiyle görüşmüş ve çok kısa sürede hilâfetle vazifelendirilmiştir.

Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe bilen Tâhâ’l-Harîrî, sohbetlerinde şeyhi gibi genelde İmam Rabbânî’nin Mektûbât’ından okuyup şerh etmiştir.

Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri, Erbil ve Musul bölgesinde yaklaşık kırk yıl süreyle halkı irşad ile meşgul olmuştur. 1292/1875 yılında vefat etmiştir.

Hz. Tâhâ’l-Harîrî’nin Seyyid Tâhâ’l-Hakkârî (k.s.)’nin halifelerinden olduğu Birketü’l-Kelimât adlı eserde de geçer.

Kendisinden sonra ise yine Harîr’deki tekkede, Es’ad Efendi’den icazetli oğlu Şeyh Bahâeddin devam etmiştir. Ondan sonra da oğulları Şeyh Sadık ile Şeyh Mustafa tekkeyi temsil etmiştir. Tekke, yanındaki medrese ile birlikte şeyhin torunlarının kontrolünde 1988 yılına kadar faaliyet göstermiştir.

Şeyh Tâhâ’dan tahsil eden âlimler arasında Abdullah Es’ad el-Celî yer almaktadır. Molla Muhammed Bîrejî ve Molla Abdurrahman Rızgeg medresenin bilinen müderrislerindendir.

Yapılan saha araştırması neticesinde, Tâhâ’l-Harîrî Hazretlerinin Harîr ve çevresinde Tâhâ Sûrsûrî olarak şöhret gördüğü anlaşılmıştır.

Sûrsûre köyü, Harîr’e yakın bir köy olup Şeyh Tâhâ’nın aktif olarak irşad faaliyetlerinde bulunduğu köydür. Buradaki irşad, 1988 yılına kadar torunları tarafından devam ettirilmiştir. Ancak daha sonra savaş neticesinde bu köy yıkılınca, köyün yakınında bulunan Basurme köyüne geçilmiş ve aile fertleri buraya yerleşmiştir.

Bu köyde ise daha çok misafirlerin konakladığı köy odası niteliğinde bir oda dergâh olarak kullanılmaktadır.⁷

Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile mülaki olup, Seyyid Tâhâ Hakkarî Hazretleri de şâhidlerindendir.

Bir gün şöyle buyurmuştur:

“Keşif ehli sâlik ile keşfi kapalı sâlikin hâli, gözü gören ile gözü görmeyen iki kişinin Hicaz seferine benzer. Her ikisi de yol boyunca devamlı olarak gâyelerine yaklaşmaktadırlar. Fakat gözü görmeyenin sevâbı daha çoktur. Seyr-u sülûkte de keşfi olmayan sâlik, her ne kadar görünmüyorsa da devamlı terakkî hâlinde olduğu için, keşfi açık olandan daha kazançlıdır.”

Tâhâ’l-Harîrî (k.s.), vefâtına yakın kendi yerine halîfesi Muhammed Es’ad Efendi (k.s.)’yi bırakmak istediğini beyân etti. Es’ad Efendi Hazretleri ise bu mühim vazifenin, üstâdının oğluna tevdî edilmesini istirhâm etti.

Şeyh Tâhâ (k.s.):

“Oğlum ben varken vardır, benden sonra o da yoktur. Siz lâyık olduğunuz için, bu emâneti ben size tevdî ediyorum!” buyurdu.

Hakîkaten Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri’nin buyurduğu gibi, oğlu kendisinden altı ay sonra vefât etti. İrşad vazifesine Muhammed Es’ad Efendi Hazretleri devam etti.

Ayrıca Es’ad Erbilî Hazretleri Kadirî yolundan da icâzet almış ve kendisi bu durumu şöyle izah etmiştir:

“Müceddidi Elfi Sânî İmâm-ı Rabbânî ve özellikle Mevlana Hâlid Hazretlerinin, Tarikati Âliyye-i Kadiriyye’den de izinli ve icazetli bulunduklarını ve Menba-ı Risâletten cereyan eden [Peygamber kaynağından gelen] o mânevî hayatın suyundan içtikleri hatırıma geldikçe, Tarikat-i Âliyye-i Kâdiriyye’ye ve Hazreti Abdülkadir Geylanî’ye karşı arttıkça artan aşk ve muhabbetimin bir mükâfatı olmalıdır ki; Kadiri tarikatının zamanımızdaki mürşidi; Seyyid Abdülhamid Birifkanî Hazretleri’nin icâzetnâmesiyle H: 1303/M: 1883 senesinde irşada mezun ve icâzet almış oldum. O tarihten itibaren Allah’a hamdolsun; her iki tarikatın hizmetinde bulunmaya elimden geldiği kadar gayret etmeye çalıştım.”⁸

Es’ad Erbilî Hazretlerinin tarîkat silsilesi kendi lisanından şöyledir:

“Bu fakir, hakir; Gani Rabbi’nin lütfuna muhtaç Nakşibendiyye ve Kâdiriyye –kaddesellahü sâdâtehüm ve meşayihahüm es-seniyye– dervişlerinin hadimi, fena fillah ve bekabillah’a erişmiş, Hakk sevgisinde müstağrak olmuş, mürşid-i kâmil Hidâyetullah el-Erbilî Efendi’nin halîfesi ve oğlu, âlim, âmil, veliyy-i kâmil, kendini tevhid gerçeğine adamış el-Hac Şeyh Muhammed Said Efendi’nin oğlu Muhammed Es’ad Efendi (k.s.), -Allah Teâlâ cümlesine gizli ve âşikâr lütfu ile muamele buyursun- der ki:

‘Ben Kâdiriyye tarîkatından icâzeti, ulemâ-i âmilîn ve mürşidler bahçesinin nûru Veliyy-i Subhani, Mahbub-ı Rahmani Hazret-i Şeyh Abdülhamid el-Birifkanî (k.s.)’den aldım. O da Evlad-ı meşâyih-i ârifîn ve evliyâ-i râsihin, yakîn ve mârifet deryalarının dalgıcı, tevhid erbabınca bil-ittifak zamanının kutbu Hz. Şeyh Nureddin -Allah onun feyzini ve bereketini bize ve bütün din kardeşlerimize ihsan buyursun- den aldı.

Nakşibendiyye Tarikatı’nda ise bana, zamanında irşad erbabının en büyüğü, hidâyet ehli kulları feyzlendiren, has zâtların ileri geleni, asrında tek ve eşsiz olan, sırrı bütün ihvâna sirâyet eden, irşadının hayat suyu mensuplarına akan Şeyh Tâhâ’dır. Kendisinin vatanı Harîr idi. Her şeye kâdir olan Allah onun lütfuyla memleketini mamur kılsın.

Ona da icâzeti veren seyyidina ve mevlana Seyyid Tâhâ el-Hakkârî (k.s.) idi. O öyle bir mürşid idi ki, onun şeyhliği ve tasavvufî şahsiyeti ile övünülür. Onun varidat pınarlarından feyizler fışkırır, kendisinden hakikat akar.

Bu zâtların her ikisi de yâni; Seyyid Nureddin ve Seyyid Tâhâ, icâzet silsilelerini bu akdin elçisi, bu şerefli yolun kurucusu, peygamberlerin medar-ı iftiharı, nebilerin sonuncusu, efendimiz, senedimiz, sığınağımız, göz bebeğimiz, güç kaynağımız, âlemin yaratılış ve nizam intizamının müsebbibi, sıdk ve safâ kaynağı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’dan almıştır. Canlarımız onun yoluna feda olsun. Resûlullah’a (s.a.v.) bu icazeti veren Cibril-i Emin’dir. Cebrail (a.s.) de emrini âlemlerin rabbi olan Yüce Allah’tan almıştır.”⁹

Tâhâ’l-Harîrî [r.h.], Erbil ve Musul bölgelerinde yaklaşık kırk yıl halkı irşâd ile meşgul olmuştur. Şeyhinin yaptığı gibi o da sohbetlerinde zaman zaman İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin Mektûbât’ından okuyup şerh ederdi.

Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri Kırkların Başıydı

Es’ad Efendi (k.s.) anlatır:

“Bu tarikatta selefim Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri (k.s.), kırkların başı olarak ta’yin edilmişti.

Müridlerinden birisi rüyada kırkların kendine doğru geldiğini görmüş. Kırkların başı olan Efendim onu ‘Selamün aleyküm’ diyerek selamlamış. O da selamı alarak O’na:

‘Siz kimsiniz?’ diye sormuş.

Efendim de:

‘Kardeşiniz…’ cevabını vermiş.

Bu rüyadan bir süre sonra Tâhâ’l-Harîrî Hazretleriyle karşılaştığında Şeyhi ona:

‘Beni rüyada tanıyamadınız mı evlâdım?’ demiş.

Müridi mahcup olmuş, ancak o zaman rüyada gördüğü kırkların başının, şeyhi Tâhâ’l-Harîrî olduğunu anlamış.

İşte kırklar dediğimiz bu mâneviyat erleri, Allah’ın izniyle yardım getiren ve Allah’ın adâletini muhafaza eden mânevî güçlerdir.”

Tâhâ’l-Harîrî Hazretlerinin Cinnî Dervişleri

Es’ad Erbilî Hazretleri (k.s.) anlatır:

“Şeyhim Tâhâ’l-Harîrî Hazretleri (k.s.), hayvanların Allah’ı (c.c.) daha çok zikrettiklerini söylerdi.

Tâhâ’l-Harîrî Hazretlerinin (k.s.) irşâdla yüce mertebelere ulaştığı 300 kadar cinden ihvanı vardı.

İhvanlarımızdan biri bir gece Tâhâ’l-Harîrî Hazretlerinin (k.s.) türbesinde kaldı ve o türbe etrafında cinlerden oluşan dervişlerin aynen biz insanlar gibi zikrettiklerini gördü.

Cinlerin hepsi şeytânî değildir. Bağlandıkları üstad nasılsa onlar da o şekilde mânen gelişirler. Üstadları iyiyse onlar da iyi ve hayırlı olurlar. Üstadları kötü ruhluysa onun yetiştirdiği cinler şeytânî olurlar.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu