Hayatı

Takdim

ِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Hayat tabii ki Rasûlullâh (s.a.v.)’dir. Ama onun yaşayışını hayatında tatbik etmiş olan insanları da tanıyıp bilmemiz ve onların yaşayışlarını da öğrenmemiz gerekir. Böylece, Allâh Rasûlü (s.a.v.)’in getirdiği dinin, diğer insanlar tarafından Nebî (s.a.v.)’in emir buyurduğu şekilde yaşanabilir olduğu görülmüş olur. Bu sâyede ‘Bunu ancak Nebî (s.a.v.) yaşamıştır.’ düşüncesinden kurtulmak mümkün olur.

Rasûlullâh (s.a.v.): “Âlimler nebîlerin vârisleridir.” buyuruyor. Nebî (s.a.v.)’e vâris olan hakîki âlimlerin hayatlarını bilmek gerekir. Abdülkâdir Geylânî (k.s.) Hazretleri, âlimi beşinci mertebede gösteriyor; yâni İslâm, îman, îkan, irfân, ondan sonra âlim. Nebî (s.a.v.) o âlimi kastediyor. İşte Hz. Sâmi, vâris-i Nebî bir zât idi.

Ezher Üniversitesi hocalarından, Şeyh Mahmûd isminde âlim bir zât, Mısır’da Korkut Özal’ın bir konferansında Fakîri, “Türkiye’de İslâmî Gençlik hareketini başlattı” diye duyunca Medine-i Münevvere’ye gelerek tanışmak istedi. Bana üstâdımın kim olduğunu sordu. Hazreti duymamış, bunun üzerine üstadımın hâl ve kelâmlarından bahsetmemi istemişti.

Ben de Mahmûd Sâmî Hazretlerinin sünnet anlayışına örnek olarak o an aklıma gelen şu örneği verdim: Efendi Hazretleri’nin her gün bildiğim kadarıyla en az on defa abdest aldığını ve abdest almaya giderken hanımının odasından geçtiğini; odasından her geçişinde hiç üşenmeden Hacı Anne’ye seslendiğini ve bunun en az altmış sene sürdüğünü anlattım. Çünkü Hazret-i Sâmî (k.s.) her kalkışı bir sefer kabul ediyor ve Rasûlullâh (s.a.v.)’in: “Seferden dönüşte ailenizin yanına haber vermeden girmeyin.” emrine uymak için her kalkışında da eşine haber veriyordu.

Bunun üzerine Mısırlı âlim ayağa kalkarak: “Vallâhi bu zât; Sâhibü’z-Zamân’dır. Sünnet’i bu kadar kapsamlı bir şekilde anlayıp tatbik etmek ancak ona mahsûstur, Sâhibü’z-Zamân’dan başkası bunu yapamaz.” dedi. Mısırlı âlim, daha sonra şöyle devam etti: “Ben Medine’ye gelince seni tanımak istedim. Şimdi seni görmüş, üstâdını da tanımış oldum. Ancak bu dönemde insanlara deniyor ki, ‘Sünnet-i Seniyye’ye tam uygun bir hayat bu devirde imkânsızdır.’ 96 yıllık ömründe Sünnet’i bu denli anlayıp tatbik etmiş bir kimsenin hayatını kitap hâline getirip Ümmet-i Muhammed’e anlatmanız lâzım. Allâh (c.c.) bunu size sorar.”

  1. asrın neredeyse tamamını yaşamış. Onun hayatını Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’e anlatmanız lâzım ki insanlar 20. asırda da, yâni cehâletin zirveye çıktığı devirde de, teknolojiyi ilim gibi gösterdikleri zamanda da Sünnet’e tamamen uygun bir hayatın yaşanabilir olduğunu anlasınlar. İşte bu eserin neşrinin arka planında Mısırlı âlimin sözleri yatar.

Son zamanlarda, Hazret-i Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.), çok kimse tarafından çeşitli vesilelerle anlatılmakta, hayatları ve hatıraları kitaplara konu edilmektedir. Hayatı ile günümüz müslümanlarına güzel bir örnek olan Mahmûd Sâmî Hazretlerini unutmamak ve yolundan gitmek için önemli bir hizmettir. Ancak, bazen hakîkate aykırı nakillerle Hazret-i Sâmî (k.s.) övülmek istenirken küçültülmekte; bazen de kimi çevrelerin menfaati için, kendilerinin asla söylemediği asılsız sözler nakledilmektedir.

Bunun sebebi, düşmanlarının bile hakkını teslim ettiği, herkes tarafından hüsn-ü kabul gören bir zât olan Hazret-i Sâmî (k.s.)’u, bazı insanların kendi iddia ve dâvâlarının doğruluğuna şahit gösterme çabalarıdır. Hatta hiç görüşmediği kimselerle dostluğuna dair rivâyetler ortada dolaşmakta, tarihî olarak bile tutarsız kimi rivâyetlerle yanlış yönlendirmeler yapılmaktadır.

Hâlbuki böyle büyük zâtların hâl ve hayatından bahsederken, olduğu gibi dosdoğru nakletmek kâfidir. Mübâlağalı sözlere, uçuk kaçık rivayetlere gerek yoktur. Onların kerâmeti, Muhyiddin ibn-i Arabî (k.s.) Hazretlerinin ifadeleriyle: Yirmidört saat sünnet-i seniyyeye ittibâ iledir.

ÖMER ÖZTÜRK

Not: Elinizdeki eser müellif Ömer Öztürk Efendi’nin sohbetlerinin, yayınevimiz editörleri tarafından yazıya dökülerek düzenlenmesiyle ortaya çıkmıştır. Kendilerinin sohbetleri 2010 senesinden itibaren kayda alınıp yayınlanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla bu kitabı teşkil eden bilgiler 2010’dan sonra yapılan sohbetlerden derlenmiştir. Derlenip basılacak duruma gelmesi birkaç yıl sürmüştür.

Özellikle Sami Efendi hazretlerinin sene-i devriyesinde gerek Medine-i Münevvere’de gerek Türkiye’de yaptıkları sohbetlerin yazıya dökümü asıl kaynak olmuştur. Bahsi geçen sohbetler hâlen Fatih Gençlik Vakfı ve Ömer Muhammed Öztürk Youtube kanallarında yayındadır. Bu mühim eserde karşılaşabileceğiniz her türlü eksiklik, kitabı yayına hazırlayanlara ait olup, başta Hz. Mahmûd Sâmî Hazretleri’nin azîz ruhaniyetinden ve Muhterem müellif Ömer Öztürk’ten bağışlanma ve siz kıymetli okurlarımızdan anlayış niyaz ediyoruz.

Ömer Efendi, 20 yılı aşkın bir süre Sâmi Efendi Hazretlerinin yakın hizmetini görmüş, hazarda ve seferde beraber bulunmuştur. Ömer Öztürk Efendi, hâlen o zâtın yolunu devam ettirdiği, mânevî evlâdı ve hakîki vekili olduğu hâlde söz haklarını kullanmamış, tâbi olduğu vasiyete göre hareket etmiş ve kendi mecrâsında hizmetlerine devam etmiştir. Kendileri, bütün sohbetlerinde, Nebî (s.a.v.) ve sahâbilerden sonra en çok Üstad’ı Hz. Mahmûd Sâmî (k.s.)’u anlatmışlardır. Allâh (c.c.), büyüklerimizin himmetini ve gölgesini üzerimizden eksik etmesin. Bizleri onların nurlu yolundan ayırmasın.

MİSVAK NEŞRİYAT

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu