Halifeleri

Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.) Hazretleri[1]

Silsile-i âliye-i Nakşibendiyye’nin (Nakşibendi şeyhleri zincirinin) 32. postnişîni (şeyhi) olan Es’ad Erbilî (k.s.) Hazretleri, Musul’un Erbil kazasında dünyayı teşrîf etmiştir.

Uzuna yakın orta boylu, buğday tenli, beyaz sakallı, sîmâsı nûrânî olup, güzel yüzlü, heybetli, vücutça mülâhham (toplu) idi. Güzel yüzünü görenler meftûn olurlardı. Çok kuvvetli bir hâfızaya mâlikti. Seneler evvel görüştüğü zâtı hemen tanır, konuştukları mevzuyu hatırlardı.

Ahlâken, gayet halim selim, mütevâzı, yumuşak huylu ve melek sıfatlı idi. Herkese karşı daima şefkatli, mütebessim olur; kendi hâlinde iken de dâima hüzünlü ve düşünceli bulunurdu.

Vakar, îtidal ve temkin ehli idi. Takvâ ve verâ; edep ve hayâ sâhibi idi. Temiz, sade ve düzgün giyinirdi. Az yer, içer ve az uyurdu. Sözlerinde ve gözlerinde hikmet ve irfan nûru parlardı. Zâhir ve bâtın ilimleri ile mücehhez, âlim ve kâmil bir zât idi.

Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.) Hazretleri’nin Tahsili

Zamanının usûlüne göre ilim tahsil eden Es’ad Efendi (k.s.), hem gayet zekî, hızlı kavrayışlı ve ilahî aşk yoluna girmiş bir zât olması hasebiyle hem de Allâh (c.c.) vergisi kabiliyetlerinin tesiriyle kısa zamanda ilmî ve irfanî keşiflerinde mühim mertebelere ulaşmıştır. Arapça ve Farsça’nın edebî inceliklerine tam mânâsıyla vâkıf olan Erbilî Hazretleri, tefsir ve hadiste de ihtisas sâhibi olduğundan; tâlib-i irfân olanlar, çeşme-i füyûzâtlarından müstefîd olmuşlardır (onun irfânını edinmeye istekli olanlar feyzinden yararlanmıştır).[2]

İlk medrese tahsilini 23 yaşında iken H. 1287/M. 1870 senesinde Erbil ve Deyr’de tamamladıktan sonra, H. 1292/M. 1875 senesinde mânevî bir işâretle Nakşî şeyhlerinden Tâha’l-Harirî (k.s.) Hazretleri’ne intisâb ederek, bâtın ilimlerinde de büyük bir başarı elde etmiş, üstâdının himmet ve teveccühüne mazhar olmuştur. Bir sene içerisinde seyr-ü sülûkünü tamamlayarak icâzet almış, yirmi dokuz yaşında iken mutlak halîfe olarak irşâd vazifesine yetkili kılınmıştır.

Es’ad Efendi (k.s.), ilk tahsiliyle ilgili bilgileri kendi kaleminden şu şekilde verir:

“İbtidâ-i tahsilim (ilk eğitimim) pederimin hankâh (merkez tekke) ve medresesinde muallim-i mahsûsum (özel hocam) Mehmet Efendi’den olup, âhiren ulûm-ı âliyeyi (temel İslami ilimleri) ulemâ-yı benâmdan Dâvûd Efendi merhûmdan bi’l-ikmâl (tamamlayıp), bin iki yüz seksen yedi (1287/1870) tarihinde icâzetim dahi o zât-ı muhteremdendir.”

Es’ad Efendi (k.s.), bu icâzetnâmelerden bahisle, Kelâmî Dergâhı şeyhi iken kendisine gönderilen matbu evraka yazdığı kadarıyla “İlmî ve tarikî icâzetnâmelerim, Erbil’deki kütüphânemizdedir.” demektedir.[3]

Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.) Hazretleri’nin
İstanbul’u Teşrifi

1875 senesinde Hicaz’a giderek hac vazîfesini yerine getirdi. Hac dönüşünde hocasının vefâtı üzerine İstanbul’a geldi.

İlk zamanlar Salkımsöğüt’te bulunan Beşirağa Dergâhı’nda misafir olarak kaldı. Burada kendisiyle görüşenler sohbetinden çok memnun oldular ve gelip gitmeye başladılar. İlimde ve hikmetteki kıymeti artan Es’ad Efendi Hazretleri’ni, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın damadı Dervişpaşazâde Halil Paşa, saraya dâvet etmiş ve kendisinden bir sene devamlı olarak dinî ilimlerden ders almıştır.

 Aynı dönemde Fatih Camii’nde Hafız Divanı ile Molla Câmî’nin Lüccetü’l-Esrâr adlı eserlerinin derslerini okutmaya başlamıştır.

Meclis günlerinde Meclis-i Meşâyih’te, ders günlerinde Fatih Camii’nde bulunmuş; zaman zaman da Saray’a gitmiştir. Hem verdiği dersler hem de çevresine yaptığı vaaz ve irşâd faaliyetleriyle geniş bir çevrede tanınmıştır.

Bir süre sonra, Fındıkzâde Mâcuncu civârındaki boş bulunan Kelâmî Dergâhı postnişînliğine (şeyhliğine) tâyin edildi. Fakat kendisi Kâdirîyye yolundan icâzetli olmadığı için Şeyh Abdülhamîd er-Rifkânî’den Kâdirîyye yolu icâzeti aldı. Böylece adı geçen dergâhın postnişînlik vazîfesine getirildi. Bu dergâhta bulunduğu sırada insanlara vaaz ve nasîhatlerde bulundu.

Şeyh Es’ad Erbilî Hazretlerinin kadr-ü kıymetini takdîr eden Sultan Abdülhamid Han, kendisini Meclis-i Meşâyih âzâlığına getirmiştir. Ancak bir süre sonra yine Sultan Abdülhamid Han tarafından 1900 yılında Erbil’e gönderildi. Görünüşte sürgün olan bu ‘sıla-i rahmin’ asıl amacı İngilizlerin bölgedeki faaliyetlerine karşı bölge halkını şuurlandırmak ve teşkilatlandırmaktı. Nitekim orada Türk Muhipleri Cemiyeti’ni kurmuştur. 1908 sonunda tekrar İstanbul’a döndü. 1914’te tekrar Meclis-i Meşâyih âzâlığına getirildi ve daha sonra sonra da reis oldu.

Meclis-i Meşâyih reisliği zamânında tekkelerin ıslâh edilmesi için bâzı çalışmalar yaptı.

Es’ad Efendi Hazretleri’nin, ilmî ve mânevî cephesi kadar, edebî yönü de fevkalade kuvvetliydi. Ana dili Türkçe olmakla beraber Arapça, Farsça ve Kürtçe’ye de vukûfiyet sahibiydi. Onun bu sahadaki muvaffakiyetini anlamaya sadece Dîvân adlı eserini tetkik etmek kâfidir.

Tekkeler ve zâviyeler 1925 senesinde kapatılınca Erbil’deki emlâkını satarak, İstanbul Erenköy’de bir köşk satın alıp gözlerden uzak bir hayat yaşamaya başladı.

Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.) Hazretleri’nin İrtihali

Yaşadığı münzevi hayata rağmen yeni kurulan rejim ve dış mihraklar yönünden tehdit olarak görülmeye devam etmiş olacak ki tamamen kurgudan ibaret olan Menemen Hadisesi vesilesiyle tutuklanarak Menemen’e götürülmüş ve göstermelik bir yargılama sürecine tabi tutulmuştur. Bu süreçten sonra tarihe kara leke olarak geçecek olan hükümler belli oldu. Mahkemede, hakkında verilen idam cezası yaşlılığı sebebiyle müebbet hapse çevrildi. Oğlu Mehmed Ali Efendi ise idam edildi. Es’ad Efendi (k.s.) ise Menemen’de askerî hastanede tedavi görürken vefat etti. Vefat haberi 1 Şubat 1931 tarihli gazetelerde duyurulduğuna göre 31 Ocak yâhut öncesinde irtihal etmiş olmalıdır.

Es’ad Erbilî (k.s.) Hazretleri, Menemen
Hâdisesi bahane edilerek götürülürken.

Onun zehirletilerek öldürüldüğü yönündeki kanaat ağırlık kazanmaktadır. Necip Fazıl da bizzat görgü şahitlerine dayanarak, Es’ad Efendi Hazretlerinin evvela yavaş yavaş zehirlendiğini lakin bu hastalığını arttırmaktan başka bir işe yaramayınca, kaldırıldığı Askerî Hastahanede bir gece damar içi bir şırınga ile tekrar zehirlenerek şehid edildiğini kaydeder. Hatta anlatıldığına göre, gelen doktor Es’ad Efendi (k.s.)’nin kaldığı hücreye girip iğneyi yapmaya çalışır ama elleri de titrer. “Evladım sen vazifeni yap. Saatimiz gelmişse o (zehir) tesir eder; Cenâb-ı Hakk bizi öbür tarafa götürür. Saatimiz gelmemişse de bir şey olmaz, zarar gelmez” der.

Konuyla ilgili Ali Ulvi Kurucu şöyle der:

“Es’ad Efendi Hazretleri:

N’ola bir kerre şâd olsun cemâl-i bâ kemâlinle
Ki kemter bendeniz Es’ad Sana olmak fedâ ister

Mısraında dediği gibi hakîkaten Rasûlullâh (s.a.v.) yolunda şehit olmuş bir mü’min-i kâmil, bir veliyy-i muhlis idi.”

Cenazesi ailesine verilmeyerek resmî makamlar tarafından Menemen’de defnedildi. 1950’li yıllarda hafriyat çalışmaları bahanesi ile mezarlar kaybedildi. Mezarının bulunduğu arsa üzerinde 1962-1963 yıllarında Sâmî Efendi Hazretleri tarafından Safa Camii yaptırıldı. Günümüzde kabri şerifi ziyaretgâhdır.

Rivayete göre,  Menemen’de Es’ad Erbilî Hazretleri’nin kabrini bulmak üzere Adanalı Hacı Hasan Akbaşgil Efendi, Sâmî Efendimiz tarafından görevlendirilir. Hasan Efendi, Esad Erbili Hazretlerinin medfun bulunduğu yeri tespit etmiştir. Bu beyân doğrultusunda, Hazret’in işâret ettiği arsa satın alınmış ve oraya bugün Safâ Camii adıyla bilinen mâbed inşâ edilmiştir. Caminin projesi damadı Ömer Kirazoğlu Bey tarafından çizilmiş, inşaatı ise Mahmut Gezer Bey’in öncülüğünde tamamlanmıştır. 2015 yılında, caminin müştemilatında bir kabir sandukası hazırlanarak ziyâretgâh hâline getirilmiştir. [4]


[1]      Ömer Muhammed Öztürk, Es’ad Erbili (k.s.) Hayatı ve Hatıraları, Misvak Neşriyat, s.51.

[2]      Vassaf, Hüseyin, Sefîne-i Evliyâ, s.348.

[3]      İsmail Kara, “Meclis-i Meşâyih” Kutadgubilig, Sayı: 1 (Ocak 2002), s.197.

[4]      Es’ad Erbili Hazretleri hakkında detaylı bilgi:

Ömer Muhammed Öztürk, Es’ad Erbili (k.s.)’un Hayatı ve
Hatıraları, Misvak Neşriyat.

Ayrıca eserlerini doğrudan okumak için: esaderbili.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu