Halleri

Çalışma Hayatı

Sâmî Efendi Hazretleri varlıklı bir aileye mensup olmasına ve kendisine aileden çok büyük mal ve arazi mîrâs kalmasına rağmen O, kendisine intikâl eden bu büyük serveti almamıştır. Kendi el emeği ile geçinmeyi tercih etmiştir. Kendisi Darülfünun Hukuk Fakültesi mezunu olduğu hâlde, bu sahada da çalışmak istememiştir.

İstanbul’da bir yandan irşâd hizmetleri ile meşgul olurken, diğer yandan da ticarî hayatın merkezi olan Tahtakale’de bir ticarethânenin muhasebesini tutmuştur. Muhasebe defterini tutacağı kişinin de işinin dürüst olmasına dikkat etmiştir.

Mahmûd Sâmî Hazretleri’nin çalışma hayatında öne çıkan en belirgin yönleri; helâl lokma hassasiyeti, infâk ve kul hakkına riâyettir. Devamlı olarak şöyle demiştir:

“Bir insanın müttakî olduğu, yaptığı nâfile ibâdetlerden değil; muâmelâtının (dünyevi/maddi işlerdeki tavrının) sağlam, kazancının helâl olup olmadığından anlaşılır.”

Helâl kazanç ve haramdan sakınma hususundaki bu hassasiyetinin en belirgin tezahürlerinden biri de kul hakkına riayet konusundaki titizliğiydi. Meselâ, vapur gişelerinde kimseyi bekletmemek için bilet ve jeton ücretlerini daima bozuk para ile ödemeye gayret ederdi. Bu titizliği, iş hayatına da yansımıştı. Yazıhanede çalışırken bir kimseye not yazması gerektiğinde, dükkân sahibinin kâğıdını kullanmaz; cebinde taşıdığı kâğıda yazardı.

Ticaret Hayatında Murâkabe Hâli

Sâmî Efendi Hazretleri, her daim murâkabe ve huzûr-u ilâhîde bulunduğunun şuuru içinde yaşamaya gayret ederdi. Bu hâl, ticaret hayatında da açıkça görülürdü.

Her nefesini son nefesiymiş gibi değerlendirir, mümkün olduğu kadar abdestli bulunmaya ihtimam gösterirdi. Ticarethânesinin muhasebe defterlerini dahi abdestsiz yazmazdı. Yazı işi bittikten sonra defterleri kaldırır, abdest alarak bir miktar Kur’ân-ı Kerîm tilâvet ederdi. Biraz sonra ezan okununca da namaz için yeniden abdest tazelerdi.

Sâmî Efendi Hazretleri’nin, İstanbul’un ticaret merkezi Tahtakale’de bir şirketin muhasebe defterini tutuyor olması, onun iş dünyası ve ticaret erbabıyla yakından temas kurmasına vesile olmuştur. Nitekim toplumun hemen her kesimi üzerinde tesiri bulunan Efendi Hazretleri’nin, özellikle ticaretle meşgul olan kimseler üzerinde daha derin bir tesir bıraktığı ifade edilmiştir.

Bununla birlikte, bu durum yanlış anlaşılmamalıdır. Efendi Hazretleri’nin asıl gâyesi ticaretle meşgul olmak veya maddî işlerle ilgilenmek değil; insanları Hakk’a yönlendirmek, onlara “Allâh” dedirtmekti. Bugün “şeyh” sıfatıyla tanınan bazı kimselerin aksine, dünya malına ve paraya karşı hiçbir alâkası yoktu. Birlikte bulunduğumuz otuz sekiz yıl boyunca, kendisinden para ile ilgili olarak duyduğum tek şey, seneden seneye dişçiye götürmem için takma dişleriyle birlikte verdiği yüz lira idi.

Unutulmaz Bir Hâtıra

Bu vesileyle hatırıma gelen bir hâtırayı da nakledeyim:

Bir defasında içimden, “Efendi Hazretleri’nin verdiği bu parayı teberrüken saklasam, yerine kendi cebimden versem…” diye geçirmiştim. Ben hiçbir şey söylemediğim hâlde Hazret:

“Öyle de olabilir…” buyurdular.

Bunun üzerine, daha sonraki yıllarda bu vesileyle kendisinden aldığım paraları sakladım; bir kısmını da teberrüken dostlara verdim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu