Tasavvufi Yolu

Gönül Dili

Medine-i Münevvere’de Efendi Hazretleri’nin çok sevdiği Asker Ali diye bir zât vardı. Bizim ilk hacca geldiğimizde, bundan yaklaşık 40 sene kadar evvel, Muvâcehe-i Âli Nebevî’de dururdu. Efendi Hazretleri her sefer geliş gidişlerinde Asker Ali’ye çok selâm söyler ve kendisi için “mâneviyatlıdır” derdi. Efendi Hazretleri’nin lisânında “mâneviyatlı” dediği kişi en azından Ehlullah’tan bir zâttır. Eğer “mâneviyatlı, hâlli…” buyururlarsa mertebesi daha ileri ve mânevî haller sahibi olduğu anlaşılırdı.

Medine’de bulunduğu bir zaman Efendimiz Hazretleri’nin Fakîrin de refakatinde bulunduğumuz bir seferinde Asker Ali sohbete gelmişti. Asker Ali sohbette oturuyor, Efendimiz sohbet ederken gülünecek yerde gülüyor, ağlanacak yerde ağlıyor, başını sallayacak yerde başını sallıyordu. Sohbet bittikten sonra orada bulunan abilerden birisi tercümanımız vasıtasıyla kendisine sordu: — “Yahu Asker Ali! Hazret sohbet ediyor, sen ağlanacak yerde ağlıyorsun, gülünecek yerde gülüyorsun. Ondan sonra elinle, gözünle, başınla işâret ediyorsun. Dolayısıyla sohbeti anladığın ortaya çıkıyor. Üstâd Türkçe konuşuyor. Sen ise tek kelime Türkçe bilmezsin.”

Asker Ali cevaben şöyle söyledi: — “Eh, onu siz anlamazsınız. O Türkçe konuşur, ben Arapça anlarım.”

Allâh şefaatine nâil eylesin.

Hz. Sâmi’nin Evlâdı Olmak

Mürşîd-i kâmil, çobana benzer. Çoban, sürüsünü otlatırken ayağı kırılan koyunu merada bırakır mı? Elbette bırakmaz. Onu sırtına alır, ağıla kadar götürür. İşte Mürşîd-i kâmil de onun gibidir. Allâh’a hamd ü senâlar olsun ki, Cenâb-ı Hakk bizleri Hazret-i Sâmî’ye evlâd eyledi.

Geceleri bazen Fakîr’i çağırır, özel sohbet ederdi. Bir gece gittiğimde yine ağlayarak dua ediyordu: — “Ben Sâmî’nin evlâdıyım diyeni, vallâhi bırakmam, billâhi bırakmam.”

Bizlere düşen, onun evlâdı olmaya çalışmaktır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu