Tasavvufi Yolu

Tasavvufi Yolu

Tasavvufu Doğru Anlamak

Ulemâ-yı İslâm, Sâmî Efendi Hazretleri’nin; “Bir asırlık mübârek ömürlerinin her anında Sünnet-i Seniyye-i Rasûl-i Kibriya (s.a.v.)’i ihyâ eylediklerinde ve nice yüksek makamların sâhibi; ‘Gavs, Müceddid, Sâhibü’z-Zamân ve Cana Yakın Ülfet Makamı’nın sâhibi ve asırların nâdir yetiştirdiği bir Zât-ı Akdes” olduklarında ittifak etmişlerdir.

Sâmî Efendi Hazretleri de tasavvufu sözle değil, hâliyle öğreten bir mürşid-i kâmildi. Onun oturuşu, kalkışı, ibâdeti, insanlarla muamelesi ve bütün yaşayışı, tasavvufun hakiki mânâsını gösteren canlı bir mektep hükmündeydi.

Efendi Hazretleri, sohbetlerinde bu yolun düsturlarını beş madde halinde ihvâna beyân buyurmuşlardır:

  1. Az yeyip oruç tutmak,
  2. Zikrullaha devam etmek,
  3. Namaz ve diğer ibâdetleri huşû içerisinde yapmak,
  4. Teheccüde kalkmak,
  5. Daima sâlih ve sâdıklarla beraber bulunmak.

Tarikat Dersi Olmayan Cennete Giremez mi?

Bu vesileyle gençlerden sorulan bir suali de burada zikretmek yerinde olacaktır. Bir genç: — “Efendim, tarîkata girmeyen, inâbe alıp zikir çekmeyen cennete giremez mi?” diye sormuştu. Kendisine şöyle dedim: — “Böyle bir hüküm dînimizde yoktur. Tarîkat büyük bir fazilettir; insanı kemâle ulaştıran bir eğitim yoludur. Fakat ‘Tarîkata girmeyen cennete giremez.’ diye bir kayıt yoktur.”

Sonra kendisine sordum: — “Beş vakit namazını kılıyor musun?” — “Evet.” — “Her farz namazdan sonra otuz üç defa Sübhânallâh, otuz üç defa Elhamdülillâh ve otuz üç defa Allâhu ekber diyorsun değil mi?” — “Evet.”

Bunun üzerine: — “Demek ki her gün yüzlerce defa Rabbini zikrediyorsun. Bu ne büyük bir nimettir!” dedim.

Tasavvufun gayesi de zaten insanı bu zikrin şuuruna ulaştırmak, ibâdetlerini ihsân duygusu içinde yaşayacak bir hâle getirmektir. Zikrullâh dersi olmayan biri, bu tarikatın pîrânının himmetinden ne derece istifâde edebilir? Nasîbi kadar… Hz. Sâmi (k.s.)’un himmeti koca bir çağlayan, Niyagara Şelâlesi gibi akıyor. Bizim kabımız ne kadarsa, ancak o kadar onun şelâlesinden doldurabiliriz.

O’ndan alıp da naklettiğimiz şeyler sizleri Hz. Sâmi (k.s.)’a muhabbete, O’ndan naklettiğimiz hususları tatbik etmeye, O’nun arkasından gitmeye, O’nun kitaplarını okumaya, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sünnet-i seniyyesine sımsıkı yapışıp kâmil bir mü’min olma yolunda çalışmaya götürüyorsa ve elini açtığın zaman da, cân u gönülden; “Yâ Rabbi sen beni Hz. Sâmi’nin evlâdı olarak burada yaşatıp orada onunla haşret” derseniz inşallah büyük tebşîrâta nâil olunacaktır. Allâh hepimizi nâil ve mazhar eylesin (Âmîn).

Tasavvufun Gâyesi Ahlakı Güzelleştirmektir

Allâhu Azîmü’ş-Şân şöyle buyurur: “Velîlerim kubbelerim altındadır. Onu benden gayrisi bilmez.”

Bir muhaddis (Vehb bin Münebbih olabilir) bir yerde sohbet ediyormuş. Genç bir çocuk da paltosunu başına çekmiş, yan tarafta oturuyor. Yaşlı bir amca genci ikaz ederek: — “Evlâdım, bu muhaddis meşhur bir muhaddistir. Bir daha bulamazsın, gel, istifade et.” diyor. Genç: — “Amca, işine bak.” diye karşılık veriyor.

Biraz sonra ihtiyar dayanamıyor, tekrar: — “Evlâdım, bu büyük bir muhaddistir. Bir daha yolu buraya düşmez, şuradan istifade et.” Genç yine: — “Yâ Amca, sen işine bak.”

Adamcağız üçüncü defa ikaz edince, genç şöyle diyor: — “Ben o muhaddisin Rabbi’nden dinliyorum.” Yaşlı amca şaşırıyor: — “O muhaddisin Rabbi’nden mi? Oğlum, bu çok büyük bir iddia. Buna delil gerek.” diyor. Bunun üzerine genç: — “Vallâhi bak amca, senin Hızır aleyhisselâm olduğunu burada herkese söylerim, senin yakanı paçanı koparırlar.” diye cevap veriyor.

Hızır aleyhisselâm da şöyle niyâz ediyor: — “Yâ Rabbi! Sen velîlerin isimlerini vermiştin. Bu çocuğun ismi yoktu.” Hakk Teâlâ Hazretleri buyurur: — “O senin bildiklerin.”

Onun için, Allâh dostlarının kimler olduğunu yalnız Allâhu Teâlâ bilir. Hakikî mü’minlik vasfını iktisap edersek, onu da elde etmiş oluruz. Uçmakla, kaçmakla bir yere varılmaz. Kuş da uçuyor, balık da yüzüyor. Uçağa binince de beş yüz kişi havada gidiyor. Asıl iş, hakikî mü’min, Müslüman olmak; Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’e ittibâ edip, O’nun yolundan gitmektir. İşte sahâbenin hâli ortadadır. Hazret-i Sâmî kuddise sırruhun hâli de ortadadır.

Tarikatın Kişiyi Getireceği Nokta

Bir gün, Hacı Anne, Mahmûd Sâmî Hazretleri’ne şöyle sordu: — “Nefy ü isbât ve murakabeden sonra ihvân ne yapacak?”

Bu suale verdikleri cevap, tasavvuftan murâdın ne olması gerektiği hususunda hepimiz için önemli bir derstir. Şöyle buyurmuşlardı: — “Sâlik kendine bakacak; ilk ders aldığından bugüne, ahlâkında bir düzelme olmuş mu? Eğer olmuşsa, mâneviyat yoluna girmiş demektir, devam edecektir. Eğer ahlâkında bir değişiklik olmamışsa, o zaman derslere yeniden başlayacak.”

İşte düstur, meselenin özü, gidilecek yolun neticesi budur… Biz dönüp geriye bakacağız: — “Ahlâkımız düzeldi mi?” — “Dürüstlüğümüzde ilerleme olmuş mu?” — “Emânete sadâkatte ehemmiyetimiz artmış mı?” — “Va’dimizi yerine getirebiliyor muyuz?” — “Ahde vefâda ilerlememiz olmuş mu?” — “Cömertlikte ilerlememiz olmuş mu?” — “Güzel ahlâkın diğer şubelerinde bir terakkî olmuş mu?”

Kendimizi, eğer mâneviyat aynasında görmek istiyorsak, İslâm ahlâkının şûbelerinde kendimizi görmeye çalışacağız. Ahlâkımızda düzelme olduysa, yola girdik demektir; devam edeceğiz. Yok, eğer ahlâkımızda bir düzelme olmadıysa, tekrar geri dönüp, yeni baştan başlayacağız. İnşâallâh.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu