İkinci Şart: Dâimâ Allah (c.c.)’yu Zikretmek

Nefsi tezkiye, kalbi tasfiye hususunda en önemli düsturlardan biri de Cenab-ı Hakk’ı her zaman zikretmektir. Bu hususta Cenab-ı Hakk müteaddit âyet-i kerîmelerde çokça zikri emrediyor. Bu sûrelerde:
«Ey imân edenler Allah’ı çok zikredin.» (Ahzâb Sû. Âyet: 41, Bakara ve Cum’a Sûrelerinde mükerreren)
diye emir buyruluyor. Adet de yok, vakit de. Ale’l-ıtlak zikr-i kesir emr-i celili; kişinin kemâline matuftur. Kişinin kemâliyle zikri nasıl mümkünse murad-ı Sübhânî ondadır. (Mutlak mânâda ve kayıtsız olarak, çokça zikir emri, kişinin kemaliyle alakalıdır. En iyi şekilde Cenab-ı Hakk’ı nasıl zikrediyorsa Cenâb-ı Hakk’ın muradı budur.) Dünya hayatımızda hiçbir ânımızı Cenab-ı Mevlâ’mızın zikrinden gafil olarak geçirmemeliyiz. Çünkü yarın kıyamet gününde ehl-i cennet, dünyada Allah’ı (c.c.) zikretmeden geçirdiği bir an için bile hased edecek ve «Ne olurdu o anı gafletle geçirmeseydim.» diyecek. Orada herkesin defteri kendisine verildiğinde bütün insanlar her an ve lahzada dünyada ne ile meşgul olduğunu görecek. Burada kullar teyp imâl ediyorlar; insanın bütün konuşmalarını nasıl olduğu gibi alıyor. Hatta arada öksürdüğünü bile kaydediyor. Hakiki kuvvet sahibi Cenab-ı Hakk’ın tutturduğu defter muhakkak ki daha mükemmel ve noksansızdır.
Kıyamette Cenab-ı Hak’kın zikrinden dünyada neden gafil olduğu sorulduğunda kullar hâllerine göre cevap verecekler.
Bazısı, «Yarabbi dünyada ben darlıkta idim, o yüzden gaflet ettim.» diyecek. Cenâb-ı Mevlâ da: «Sen benim Yunus (a.s.) kulumdan da mı darda idin; o balığın karnında dahi beni zikretti!» diyecek. Şah-ı Bahaeddin Nakşibend Hazretleri’nin yetiştirdiği iki hanesinden Muhammed Parisa Hazretleri, hac niyeti ile memleketinden çıkmış; yol üzerindeki bir şehirde sarrafa rastlamış. Sarraf daha çok genç, müşterisi çok, alışverişi bol imiş. Üç cihetten dünyevî durumu gören Muhammed Parisa Hazretleri sarrafın kalbine teveccüh etmiş… Keşfen kalbinin Hakk ile meşgûl olduğunu görmüş. Tahsin buyurmuş (Güzel görüp teşvik etmiş ve): «El kârda, gönül yârda!» demiş. Sonra Mekke’ye vardığında Beytullah’ı tavaf esnasında ak sakallı bir ihtiyarın Kabe’nin örtüsüne sarılarak ağladığını görmüş. Gıbta ederek «Keşke bu mübarek makamda ben de böyle iltica etsem, ağlasam.» demiş. İhtiyarın kalbine teveccüh etmiş, keşfen onun dünyalık istemeye geldiğini görerek üzülmüştür.
İşte ne gençlik, ne müşteri ne de zenginlik insanları Allah’ı zikirden men edemez. Burada en mühim husus dünya alâkasıdır. Onu kalpten atmak kolaylıkla mümkün değildir. Bunun için şartlarına riâyetle çalışmamız lâzımdır.
Hz Mahmud Sami ve tasavvuf
Kaynak: Ma‘nevî Evlâdı Ömer Muhammed Öztürk’ün Sohbetleri



