Hz. Mahmud Sami ve Tasavvuf

Nebî (s.a.v.)’in İşareti ve Nakşîbendîlik

Nebî (s.a.v.), Cuma sûresi nâzil olurken, “Ashâba yetişmeyen ümmetlere de peygamber gönderildi.” âyeti nazil olunca sâil sordu: “Yâ Resûlullah, onlar kimlerdir?” Nebî (s.a.v.) cevâb vermediler. Sâil bir daha sordu. “Yâ Resûlullah, bunlar kimlerdir?” Yine cevâb vermediler. Nebî-yi Ekrem (s.a.v.), üçüncü def’a sâil sorduğunda ona da cevâb vermedi ve mübârek elini sağ tarafında bulunan Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in omzuna koyarak: “Şunlardan öyle erler vardır ki îmân Süreyyâ yıldızında olsa varır ona yetişirler.” buyurdular.

Selmân-ı Fârisî Hazretleri Nebî (s.a.v.) ile geceleri uzun uzun yalnız başına sohbet edebilen sahâbelerden birisidir. (Allah şefaatine nâil eylesin). Hendek Harbi’nde hendek kazılmasını tavsiye etmişti. Hendek kazılırken Selmân (r.a.) çok çalışıyor, on kişinin yaptığı işi tek başına yapıyordu. Ensâr ile Muhacir Selmân (r.a.)’i paylaşamıyorlardı. Muhacirler kendisi ta İran’dan Şam’a, oradan da Medine’ye hicret etmesi hasebiyle “Selmân muhacirdir, Selmân bizdendir.” diyorlar. Ensâr da Medine’de uzun müddet kaldığı için “Selmân Ensâr’dır, Selmân bizdendir.” diyorlardı. Bunun üzerine Nebî (s.a.v.): “Selmân minnâ, ve min ehli beytin – Selmân bizdendir, ehli beyttendir.” diyorlar. (Allah şefaatlerine nâil ü mazhar eylesin.)

Evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi kendisine verilmiş uçsuz bucaksız bir ummandır Selmân-ı Fârisî (r.a.)… Nakşî silsilesinin de Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)’den sonraki ikinci postnişinidir. İşte bu hadîs-i şerîf ile Selmân (r.a.)’e ve Nakşî silsilesine işâret ediliyor. Allah (c.c.), Efendimiz (s.a.v.)’in bu şekilde işâret buyurduğu, tebşir ettiği böyle bir yola müntesîb olmayı, bu yolun postnişini olan böyle bir Zât’a evlâd olmayı bizlere nasîb etmiştir. Ne kadar büyük bir ni’met, el-hamdü lillâhi Rabbi’l âlemîn.

Kur’ân okunduktan sonra bitince “sadaka’llahü’l azîm – Allah doğru söyledi -” denir. Biz desek de demesek de muhakkak Allah doğru söyler. Ama biz burada “sadaka’llahü’l azîm, yani Allah doğru söyledi.” diyerek anladığımızı, kabûl ettiğimizi ve mu’cibince amel edeceğimizi beyan etmiş oluyoruz.

Nasıl ki Kur’ân-ı Kerîm okunduktan sonra “sadaka’llahü’l azîm” diyerek Allah’ın kelâmını anladığımızı, duyduğumuzu kabûl edip mu’cibince amel edeceğimizi ifâde ediyor isek Efendimiz (s.a.v.)’in Hz. Selmân (r.a.)’in omzuna mübârek elini koyarak “Bunlardan öyle erler vardır ki îmân Süreyyâ yıldızında da olsa varır yetişirler.” sözünün, sünnetlerin unutulduğu, fitnenin kaynadığı bir dönemde 96 yıllık ömrünün tamâmında sünneti ihyâ ederek, îmânın Süreyyâ yıldızında da olsa ulaşılabileceğini hayatlarıyla bizlere gösteren Hz. Sâmî (k.s.) Efendi’mizin hayatlarının; Nebî-yi Ekrem (s.a.v.)’in mübârek sözlerinin tezâhürü olduğunu anladığımızı ifâde etme ma’nasında “Sadaka resûlullah – Resûlullah (s.a.v.) muhakkak doğru söyledi. -” diyoruz. Yani 96 yıllık sünnete tamâmıyla muvâfık bir ömürle hayatlarında Efendimiz (s.a.v.)’in sözünün tezâhürünü herkese göstermiş Muhammedî Meşreb nâdir bir Velî-yi Mürşid-i Kâmil’dir Hz. Sâmî. (k.s.)

Hz Mahmud Sami ve tasavvuf

Kaynak: Ma‘nevî Evlâdı Ömer Muhammed Öztürk’ün Sohbetleri

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu