Beşinci Şart: Sâlihlerle Sohbet Etmek

Tezkiye-i nefsde en önemli düsturlardan biri de muhakkak ki sâlih ve sadıklarla beraber olmaktır. Buna dair delil: Tevbe sûresinde Cenâb-ı Hak:
«Ey imân edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olunuz.» (Tevbe Sû. Âyet: 119) diye emir buyuruyor. Bu hususta ağyârdan ictinaba dair nehiy de var. «Nefsine zülmedelenlerle ihtilât etme, alışveriş biter bitmez, kalk savuş.» (En’am Sû. Âyet: 68) diye emir buyruluyor.
Kişinin manevî terakkisinde beraber bulunduğu şahıslar çok önemlidir. Kalbten kalbe hal in’ikas eder (yansır). Nitekim Hadîsi şerif te: «Minel kalbi ilel kalbi sebilâ.» buyruluyor.
İnsanlar sevdikleri ile beraber bulunurlar, bunun yarın mahşerde ve cennette de böyle olacağını bize hadis-i şerif müjdeliyor. «El mer’u ma men ehabbe.» «Kişi sevdiği ile beraberdir.» buyruluyor. Bu dünyada sâlihlerle, sadıklarla bir arada bulunan kişi yarın mahşer günü bu sadık ve sâlih dostundan istifade edecek.
Cenab-ı Hak bizleri sâlih ve sadık kulları ile yaşayıp onlarla haşrolmağa muvaffak buyursun. Cenab-ı Hakk cümlemizi «TEVEF-FENI MÜSLİMEN VE ELHİKNÎ BISSALİHÎN.» (Yûsuf Sûresi Âyet: 101) âyet-i celîlesinin sırrına mazhar etsin. (Âmin.)
SÂLİH VE SÂDIKLARDAN DÜNYÂDAKİ İSTİFÂDE
Sâlihlerden bu dünyâda istifâde olacağı gibi kabirde ve mahşerde de istifâde olunacağını tefsîr ve hadîslerden misâllerle anlatırdı Hz. Sâmî (k.s.) Bu husûsta kendilerine âit şu menkîbeyi anlatırlardı: “Çocukluğumda kız kardeşim yürüyemiyordu. Yakınlarımız Pozantı’ya yakın bir köyde Kaplanca Dede adlı bir zât var, kızı ona götürün; inşâallâh onun vesîlesi ile Allâh (c.c.) şifâ verir, dediler. Ben, annem ve kız kardeşim o zâtın türbesine gittik. Geceyi orada geçirdik. Gece bir ara kız kardeşim bağırarak uyandı. Annem: Kızım ne var, ne oldu, niye bağırdın? dedi. Kız kardeşim: “Anne şu kabirdeki dede kalktı, geldi benim kalçamın üzerine oturdu, dedi. Bu hâlden sonra yürüyemeyen kız kardeşim Allâh (c.c.)’ün izni ile ayağa kalktı, yürüdü. Ömrü boyunca da bir daha ayağı ağrımadı.” İşte sâlihlerden bi-iznillâh “kabirdeki istifâde!”
SÂLİH VE SÂDIKLARDAN MAHŞERDEKİ İSTİFÂDE
Sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarının Kıyâmet Günü de devâm edeceğini bunun tefsîrde de beyân edildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı:
Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı hasenâtına denk geliyor. Meselâ, 1000 seyyiesi varsa 1000 de hasenesi var. Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Hazretleri o kuluna anne babana git bir hasene iste, verirlerse bana getir seni cennete dâhil edeyim, diye buyuruyor. O kul Mahşer Günü’nün o sıkıntılı anında Allâh’ın lûtfu ile anne ve babasını bulup durumunu onlara anlatıyor. Onlar da “Evlâdım bugün biz kendimizi kurtaramadık ki sana bir faydamız olsun; sana bir şey veremeyiz.” diyorlar. O eli boş olarak, mahzûn bir hâlde Hakk’ın huzûruna varıyor. Annem babam bana bir şey vermediler Yâ Rabbi, diye durumu arz ediyor. Bunun üzerine Hakk Te‘âlâ ve Tekaddes Hazretleri o kuluna:
“Senin dünyâ hayatında benim rızâm için sevdiğin bir dostun yok mu idi?” diye soruyor. Cenâb-ı Hakk kulunun o anda hâtırına getiriyor ve evet yâ Rabbi, filân kulun ile biz dünyâ hayatında senin rızân için sevişirdik, diyor. Allâh (c.c.)’un lûtfu ile o dostunu bulup durumunu ona anlatıyor. Kardeşi cevâben diyor ki:
“Ey kardeşim ne kadar hasene istersen alabilirsin. Ben kendimi kurtaramadım, bâri sen kendini kurtar.” diyor. Hesâb veren kul, Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna sevinçle geliyor ve durumu arz ediyor. Bunun üzerine Sübhân olan Rabbimiz:
“Yâ öyle mi, o böyle bir ızdırâblı gününde kardeşine acıyarak hasene veriyor; bense Cevvâd ü Kerîm’im, Erhâmü’r-Rahimîn’im, her ikinizi de affettim.” buyuruyor. Ne büyük Tebşîrât-ı İlâhî, El-hamdü li’llâhi Rabbî’l-‘Âlemîn. Allâh (c.c.) cümlemize rızâsı için sevişmeyi nasîb etsin. (Âmîn.)
Dünyâ hayatını Nebî-yi Ekrem (s.a.v.) Efendi’mizin buyurdukları gibi: “Benimle dünyânın misâli ağaç altında bir miktâr dinlendikten sonra yoluna devâm eden yolcunun hâline benzer.” diye ana rahmi ile kabir arasında bir sefer olarak görürdü Hz. Sâmî Efendi’miz. Ve bunu uzun bir ömürde her an tatbîk ettiler.
Hz Mahmud Sami ve tasavvuf
Kaynak: Ma‘nevî Evlâdı Ömer Muhammed Öztürk’ün Sohbetleri




