Kategorisiz

HAKKINDA SÖYLENENLER

Hakkında Söylenen Sözler

Bir insanın tesiri, yalnız hâtıralarda değil; onun hakkında söylenen sözlerde ve kaleme alınan mısralarda da kendini gösterir. Bu bölümde, başta Efendi Hazretleri’ne nispet edilen tek şiir olmak üzere, kendisi hakkında yazılmış bazı şiirlere ve söylenmiş bazı sözlere yer verilmiştir. Bu metinlerin, Hazret-i Sâmî’yi daha yakından tanımaya vesile olması temenni edilir.

Es’ad Erbilî (k.s.) Hazretleri

Es’ad Erbilî Hazretleri bir gün ihvâna şöyle der: “Yeryüzünde melek görmek isteyen Sâmî evlâdımızın yüzüne baksın. Sâmî evlâdımın edebine melekler gıpta ederler. Mahviyeti benden fazladır.’’

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve yine son devrin Osmanlı âlimlerinden, bu devirde de yaşamış ilmihâl sâhibi, altı ay Diyanet İşleri Başkanlığı da yapmış Ömer Nasûhi Bilmen, Sâmî Efendimiz’i bir ziyâretinden sonra çıkarken şöyle diyordu: “Bizim elde ettiğimiz ilimden maksat şu zâtın hâlini iktisâb (elde) etmektir.”

Bekir Hâki Efendi

Yine Osmanlı Devri’nin son âlimlerinden Bekir Hâki Efendi vardı. O zât da (Allâh (c.c.) şefâatine nâil etsin) şöyle söylüyordu: “Sarayburnu’nda gemileri durdurmak ne kadar zorsa, bu kadar zaman zengin eşraftan insanları saatlerce böyle dizüstüne oturtabilmek de o kadar zor. Bu ancak Hazret-i Sâmî’ye mahsus bir şey.”

Seyyid Şefik Arvasi

Seyyid Şefik Efendi vardı Sultanahmet Câmii İmâm ve Hatipliği’nden emekliydi. Eyüp Sultan’da otururdu, câmiye arka taraftan (yâni deniz tarafından) gelirseniz evi orada, içeride bir yerdeydi. Birkaç defa da kendisini ziyâret edip ellerini öpme şerefine ermiştim. Efendi Hazretleri’nin “mâneviyatlı” dediği biriydi, hem de seyyiddi. Zâhirî ilimlerde de ilim, icâzet sâhibi büyük bir âlimdi. Efendi Hazretleri ziyârete gidince kendisi hasta olduğundan yatakta oturuyordu. Efendimiz eğilip Seyyid Şefik Efendi’nin elini öpmeye çalışınca, o: “Yeryüzünde eli öpülecek bir zât varsa vallâhi o, bu zâttır. Ama bak şundaki tevâzua ki benim elimi öpmeye çalışıyor. Esas eli öpülecek bu zâttır” demişti. Allâh (c.c.) şefâatine nâil etsin.

Yine Seyyid Şefik Efendi, Hazret-i Sâmî için:

“Ben yüzlerce meşâyih gördüm. Fakat bu zâta karşı sevgim başka.” demişti.

Necip Fazıl Kısakürek

Karaman’da bir Kur’ân kursuna, Necip Fazıl merhûmu konferansa dâvet ederler. Konferansı tertip edenlerden birisi Necip Fazıl’a yaklaşarak: “Sâmî Efendi’yi tanır mısınız?” diye sorar. Necip Fazıl cevâben: “Sâmî Efendi’yi tanırım, iki kere elini öpmek şerefine erdim. Sâmî Efendi gökten inen taze yağmur gibidir, hidrofilli pamuk gibidir, yaralara konur tedâvi edilir.” diye cevap verir.

Çarşambalı Ali Haydar Efendi (k.s.)

Aynı zamanda Şeyhu’l-Meşâyıh Es’ad Erbilî (k.s.)’un halîfesi olan Ali Haydar Efendi vefât ederken, ihvânına; “Benden sonra Sâmi Efendi Hazretleri’nin sohbetlerine devam edersiniz.” demişti.

Cenazesinin kaldırılması hususunda ise, “Cenaze namazımı Sâmî Efendi kıldırsın, hizmetimi o yapsın” buyurmuşlardır. Hatta 1950’lerde Sâmî Efendi Şam’a hicret ettiklerinde, teessürle: “Bizim defin işini kim yapacak?” derlermiş. Fakat Sâmî Efendi Hazretleri Şam’da bir müddet kaldıktan sonra geri dönmüştür. 1 Ağustos 1960’da Çarşamba’da vefât etmiştir. Önce Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi, sonra Eminönü Müftüsü Ali Yekta Efendi en son da İsmailağa Camii İmam-Hatibi Mahmud Efendi tarafından olmak üzere cenazesi üç kere yıkanmıştır. Cenaze namazını vasiyeti üzerine Sâmî Efendimiz kıldırmıştır.

Emin Saraç Hocaefendi bu konuyla ilgili olarak bir dergiye şöyle bir röportaj vermiştir: “Hz. Sâmi (k.s.) Efendi Hazretleri, kendisini (Ali Haydar Efendi’yi) ziyârete, Çarşamba’ya geldikleri zaman ne kadar sevinçle karşılardı. İhtiram, muhabbet o kadar olurdu. Oturacağı yerleri düzeltir, hazırlanırdı. Kayınpederime (Ali Yekta Efendi’ye) söylemiş, ayrıca vasîyet de etmiştir; ‘Vefâtımdan sonra evlâdlarımı Sâmi Efendi’ye teslim edin” buyurmuştur.”

Gönenli Mehmet Efendi

“Öyle bir zâta sâhipsiniz ki bütün kâfirler bir araya gelse, gökyüzünden onu yere atsalar, yine ayakları üstüne düşer. Hiçbir kâfir ona bir şey yapamaz. Zira Cenâb-ı Hakk tarafından teyid edilen bir vazifesi vardır… Sâmî Efendi bu ümmetin en büyüğü idi, başka ne söylense boştur.”

Safranbolulu Hacı Nuri Efendi (k.s.)

Erbilî Hazretleri’nin kıdemli halîfelerinden olup, gayet zarif ve nâzik bir zât idi. Hacı Nuri Efendi Sarıyer’de otururdu. Takrîben 1967 senesinde irtihâl etmiş ve Sarıyer mezarlığına defnedilmişti… Sâmî Efendi Hazretleri, kıdemli halîfelerden olması bakımından bayramlarda ilk önce kendisini ziyâret ederdi.

Ziyâretine gidenlere ilk suâli:

— “Benim melek sıfatlı Sâmî Efendi’mden ne haber getirdiniz?” olurdu.

Ali Yakub Cenkçiler

Ali Yakub Cenkçiler Hoca Efendi, Hazret hakkında: “Takvâ bâbında bütün evsâfıyla selef-i sâlihîn zâhid ve âbidlerini andıran bu zâtın kemâlât-ı mâneviyyesi hakkında söz söylemek bizim gibi nâciz bir abd-i âcizin kârı değildir.” demişti.

Nevzat Ayasbeyoğlu

Nevzat Ayasbeyoğlu, Efendi Hazretleri’nin Darülfünun günlerinden pansiyon arkadaşı idi. Nevzat Ayasbeyoğlu Mahmûd Sâmî Hazretleri’ne hitaben: “Sen (mânevî derecelerden) ne kazandıysan hep bu efendiliğin sayesinde kazanmışsındır.” demiştir.

Mahir İz Efendi

Üstad Seyyid Mâhir İz Efendi, Sâmî Efendi Hazretlerini ziyâretlerinden sonra intisâb etmişler. Bu intisâbı: “İçeride ne oldu Efendim?” diye sual edince: “Yürü yürü, olan oldu!” buyurmuş.

Üstad Seyyid Mâhir İz Efendi mezkûr vetîre (süreç) hakkında şöyle buyurur:

“Hemen eline sarıldım, öptüm. İrtihalinden önce ancak iki kere görüşebildim. İlmin kıyl-ü kâlini her zaman bir noktada toplamak kâbil olmadığından, hiçbir zaman ilmi tetkikten geri kalmamakla beraber; …hakîkat-i mahza’ya vukûf ancak ehlinin irşâdıyla mümkün olabileceğine inanırım. İşte bu sebeptendir ki yakaza dışı bir işâretle süllem-i irademi semâ-yı mârifete mirâc için feyz-i Sâmî’ye rapt eyledim… O, Hazret-i Sâmî’dir. Biz devr-i padişâhiden beri neler gördük, fakat böylesine tesadüf etmedik…”[1]

Ali Yektâ Efendi

“Evliyâullah’ın tasarrufları ya kavlen ya da hal ile olur. Sâmi Efendi’nin tasarrufu hal iledir. Kelâmî dergâhının en feyizli günlerinde oraya devam eden pek çok ulemâ ve fuzalâ vardı. Fakat Sâmi Efendi o zaman pek genç olmasına rağmen bugünkü gibi kâmil ve hâl sahibi idi.”


[1]      İz, Mahir; Yılların İzi, s. 506-508.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu