Kategorisiz

Eserleri

ESERLERİ

Eserleri

Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu Efendi Hazretleri, otuzun üzerinde kitap telif etmiştir. Bunların tamamı maalesef neşredilememiştir. İlk zamanlar, Efendi Hazretleri’nin kitaplarını yazdığı müsveddeleri babam alıp yazarak kopyalıyordu. Sonra babam Atasayar amcaya veriyor, Atasayar amca da istinsah ettikten sonra Ahmed Silahtar amcaya veriyordu. Böylece üç-dört nüsha kitap oluyordu.

Efendi Hazretleri, kitaplarının Latin harfleriyle basılmasına başlarda râzı değildi. Osmanlıca olarak basılsın istiyordu. Bununla amaçladığı şey de bu kitapları okumak vesilesiyle asıl yazımızı, Osmanlı Türkçesi’ni ihvânın öğrenmesine vesile olmaktı. Ama ihvân böyle bir gayret içinde olmadıkları için sonradan Latin harfleriyle basılmasına müsaade etmişlerdi.

1964-66 senelerinde Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) kitabını ilk defa Osmanlıca olarak babam Suriye’de bastırmıştı. Harf devrimi gerekçesiyle bu şekliyle Türkiye’de basılması yasaktı. Suriye’de bastırılıp, Adana’daki mağazamıza getirilirdi. O mağazadan da İstanbul’a gelip gittikçe otomobilin arkasına çuvallarla koyarak getirmiştik. Beş bin adet basılmış, İstanbul ve Adana’daki ihvâna babam tarafından dağıtılmıştı.

Tabii dağıtma işinin de gizli olması gerekiyordu. İstanbul’da bir depomuz vardı. Bu depoya gece yarısı gelip sanki bir kaçakçı gibi gizlice alır, arabaya koyar daha sonra da ihvâna dağıtırdık.

1960’larda Suriye’de Osmanlıca harflerle bastırılan
Hz. Ebû Bekir Sıddık (r.a.) kitabının kapağı.

Sonradan fakiri çağırarak kitaplarının basılma vazifesini vermişler ve Şuara suresi 145. Ayeti[1] okuyarak şöyle buyurmuşlardır: “Kitaplarla alakalı ben bir şey istemiyorum. Ancak kağıt masrafınız olacak, mürekkep masrafınız olacak ayrıca bunu satacak kişi bir şey almadan satmaz. Siz kitabı basar üzerine bir fiyat yazarsınız. Bastıktan sonra Konyalı Şekerci Mustafa Efendi’ye verirseniz o satar.” Böylece Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.), Hazret-i Ömer (r.a.), Hazret-i Osmân ve Hazret-i Ali (r.a.), Bedir Gazvesi ve Sûre-i Enfâl Tefsiri, Hazret-i İbrâhim (a.s.) ve Hazret-i Yûsuf (a.s.) Fâtih Gençlik Vakfı Matbaası’nda Hazretin sağlığında bizim tarafımızdan basılmış oldu.

Editörün notu: Sâmî Efendi Hazretlerinin 1979’a kadar kendileri hayattayken talimatlarıyla basılan kitaplar ile günümüzde basılan kitapları arasında içerik yönünden önemli farklılıklar (ekleme çıkarmalar) bulunmaktadır. Arzu edenler karşılaştırabilir.

Yayınlanan eserleri:

Bedir Gazvesi ve Sûre-i Enfâl Tefsiri

Hazret-i İbrâhim (Aleyhisselâm)

Hazret-i Yûsuf (Aleyhisselâm)

Yûnus ve Hûd Sûreleri Tefsiri

Hazret-i Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)

Hazret-i Ömer (Radıyallâhu Anh)

Hazret-i Osmân ve Hazret-i Ali (Radıyallâhu Anhüm)

Hazret-i Hâlid bin Velid (Radıyallâhu Anh)

Uhud Gazvesi

Tebük Gazvesi

Ashâb-ı Kirâm (Radıyallâhu Anhüm Ecmaîn)

Fâtiha Sûresi Tefsiri (Rûh’ul Beyân Tefsiri’nden Özetlenerek Yazıya Geçirilen Notları)

Bakara Sûresi Tefsiri (Rûh’ul Beyân Tefsiri’nden Özetlenerek Yazıya Geçirilen Notları)

Mükerrem İnsan

Duâlar ve Zikirler

Ahir Zamana Dair İşâret Ettikleri Hadîs-i Şerîfler

Hazret-i Sâmî Efendi Hazretleri, ahir zaman fitnelerinden ümmeti sakındırmak maksadıyla 1974 yılında iki hadîs-i şerîfe işâret buyurdular. Fakîr, bu işâretin unutulmaması, okunup mânâsının ümmet-i Muhammed tarafından anlaşılması amacıyla Hattat Hasan Çelebi’ye bu hadîs-i şerîfleri yazdırdım. Bu hadîs-i şerîfler şunlardır:

“Sizden sonra öyle insanlar gelecek ki; türlü, zevkli yemekler yiyecekler, renkli ve rahat bineklere binecek, rengârenk ve güzel kadınlar ile evlenecek, güzel ve kıymetli kumaşlardan elbiseler giyecekler; onların mideleri az ile doymaz, onlar çoğa da kanaat etmez, dünyaya bağlanmışlardır, sabah akşam düşündükleri ve taptıkları dünyalıktır; yâni Allâh’dan  (c.c.) başka ilâh ve rab kabul ederler. Bütün gayretleri dünya içindir. Yalnız hevâ-yî heveslerinin peşinde koşarlar.

Abdullah’ın oğlu Muhammed’in kat’î sözü şudur ki:

Sizden sonra gelenler, o güne yetişenler, onlara selâm vermesin, hastalarını ziyâret etmesin, cenazelerine gitmesin ve büyüklerine hürmet etmesinler:

Zîrâ bunları yapanlar İslâmiyet’in yıkılmasına yardım etmiş olurlar.” (Hadîs-i Şerîf, Taberânî)

Kahverengi tezhipli çerçeveye sahip hadîs-i şerîfin meali ise şöyledir;

Bir gün Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ashâbı’nın bulunduğu yere giderek şöyle buyurdular:

“Ma’nevî körlükten kurtulup basiret sahibi olmak isteyen var mıdır?

İyi biliniz ki; dünyaya heves edip uzun emeller peşinde koşanların emelleri nispetinde Allâhu Te’âlâ kalplerini kör eder ve basiretlerini bağlar…

Uzun emeller peşinde koşmayıp dünyadan yüz çevirenlere ise, Allâhu Te’âlâ öğrenmeden ilim verir ve onları doğru yola hidâyet eder.

Âgâh olunuz! Sizden sonra öyle insanlar gelecek ki onlar dünyalığı ancak cebr ü şiddet kullanarak, adam öldürmek sûretiyle tutacak; zenginliğe cimrilik ile sahip olacak ve serveti iftihar vesilesi yapacak; sevgiyi hevâ-yî nefsine uymakla sağlayacaklar.

Sizden bu günlere erişip de servet sahibi olmaya muktedir olduğu hâlde fakirliğe sabredenler, hevâ-yî nefs yolu ile sevgi teminine muktedir iken, bunu yapmayıp husûmete tahammül edenler; yine böyle gayrîmeşrû yollardan ululuğa kudreti var iken, zillete tahammül edenler ve bunları yaparken yalnız Allâh rızâsını düşünenlere, Allâhu Te’âlâ sıddıklardan elli kişinin ecrini yazar.”  (Hadîs-i Şerîf, Beyhakî)

Bu eserlerin tezhibini ise, Fatma Rikkat Kunt Hanımefendi bizzat kendisi yapmak istemiştir.

Mübarek Sözleri

Tazimli ibâdet, kişiyi Hakk’ın zâtına yakın kılar.

•••

Çok inceleriz; çünkü çok inceleneceğiz.

•••

Rasûlullâh (s.a.v.)’i bir defa ziyâret bir ömre bedeldir.

•••

Hakk’a kulluğunu idrâk edene, halka hizmet borç olur.

•••

Çok yemek ömrü uzatmaz; az yemek eceli yaklaştırmaz.

•••

Bir insanın takva sahibi olduğu nafile ibâdetlerinden değil, muâmelâtının temiz, kazancının helâl olmasından anlaşılır.

•••

Kalb her renge girer. Kalbden kalbe yol vardır. Onun için gâfil kalpli insanlarla oturup kalkmak kalbe gaflet ve kesâfet verir.

•••

Akıllıya gereken kendi nefsi için ağlamak (zira ağlanacak odur) ve ölümün ensesinde onu beklemekte olduğunu bilmektir.

•••

Allâh (c.c.) indinde kadrini bilmek istersen, Allâh (c.c.)’ün seni hangi hususlarda kullandığına bak.

•••

Kab temiz olursa, yâni kalbde îman olursa daima ibâdet ve taata sevk eder. İnsanlar ekseriyetle “Mü’miniz” derler. Hâlbuki Müslümandırlar. Yâni teslim olmuşlardır. Mü’min olmak için her hâlde îmanın kalbe yerleşmesi lâzımdır.

•••

Müslümanlar bir râbıta olan îman bağı ile bağlanmış akrabalardır ki, cihânda hiçbir râbıta bununla ölçülemez.

•••

Kur’ân-ı Kerîm mü’minler için cennete davet tezkeresidir.

•••

Hayırlı arkadaş insana öz nefsinden daha hayırlıdır.

•••

İlim ile az amel fayda verir. Fakat cehâlet ile çok amel fayda vermez. Mârifetullah da ancak kalb aynasının mücellâ olup nûr ile parlamasıyla olabilir.

•••

Müslümanlar kendi aralarında Allâhu Teâlâ’nın emrettiği şekilde birleşmiyor ve Allâh’ın gösterdiği yolun haricinde bir yol ta’kib ediyorlarsa, Allâh (c.c.) muhafaza buyursun, zilletin çukurlarına yuvarlanmışlar demektir.

Bu takdirde dinlerinin düşmanlarına boyun eğmek onların kabzasına düşmek ve istibdadları altında yaşamak mecburiyetinde kalırlar.

•••

“Hac bir ganimettir, ihvan istifâde etsin.”

•••

Bayram Sohbetleri[2]

Mü’minlerin uhrevî bayramı üçtür:

1.  Kıyâmet günü (Fezâil-i Ekber Günü; çocukların saçını ağartan, anaların kucağındaki çocukları düşürdüğü günde, defter-i amâli sağ tarafından verildiği gün),

2.  Sırat köprüsünü geçip cennete dâhil olduğu zaman,

3.  En büyüğü de muhakkak ki Cemâl-i Bâkemâli yâni Cemâlullah’ı gördüğü gün.

Cennet ehli tûlu (boyu) elli sene, arzı (genişliği) ise yüz sene genişlikte olan cennette toplandıklarında, her mü’mine derecelerine göre sıra ile birer köşk verilecek. Her bir köşkün üzerinde sahibinin adı “Filân bin filân”, kadınların ise “Filâne binti filâne” diye ayrı ayrı yazılacak. Köşkler başta peygamberler olmak üzere sırayla sahabeler ve derecelerine göre mü’minlere verilecek. İçindeki libasların her birinin üzerinde sahiplerinin adları yazılı olacak.

Bütün peygamberler Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz’in riyâsetinde toplanacaklar. Kadınlar da Hazret-i Fatımat’üz-Zehra radıyallâhu anhum riyâsetinde toplanacaklar. Ehli cennet tam olarak cem olundukda Cemâl-i Mevlâmız melek ve hurilere nidâ ederek; “Benim ibâdımı (kullarımı) neşelendiriniz, zevklendiriniz. Onlar dünyada neyi emrettiysem onu yaptılar. Neyi nehyettiysem ondan da ictinâp ettiler, orada şarkı türkü haram şeyler dinlemediler. Beni tesbih edin, bana hamdedin, benim ibâdımı memnun edin.” diye ferman buyuracak. Ehli cennet hurilerin güzel sedası ve cennetteki diğer duymadıkları işitmedikleri, enfes sesler ve güzellikler üzerine kendilerinden geçecekler.

Rabb’imiz Allâh Celle ve A’lâ Hazretleri: “Yâ İbâdım! Dileyin benden ne dilerseniz.” diye ferman buyuracak. Ehl-i cennetin sükûtu üzerine Allâhu Azîmü’ş-Şân: “Ey ahbaplarım burada ne isterseniz mevcut dileyin benden bütün arzularınızı yerine getireyim.” diyecek. Ehli cennet; “Yâ Rabbi! Biz dünyadayken senin kelâmını dinler, müteleziz olurduk.” diyecekler. Bunun üzerine Sübhan olan Rabb’imiz, Allâh Celle ve A’lâ Hazretleri Dâvûd Aleyhisselâm’a; “Yâ Dâvûd! Minbere çık ve Zebûr’dan bir aşır oku.” diye emredecek. Hazret-i Dâvûd’un okuması üzerine bütün ehl-i cennet kendilerinden geçecek, adeta ruhları cesetlerinden ayrılacak. Cenâb-ı Hakk ehl-i cennete soracak; “Ey ahbaplarım! Bundan daha güzel bir ses işittiniz mi?” Ehli cennet: “Hâyır, Yâ Rabbi. Biz bundan daha güzel bir seda işitmedik.” diyecekler. Dâvûd Aleyhisselâm dünyada Zebûr okurken bütün mahlûkat dinlermiş. Cennette ise dünyada okuduğundan yetmiş derece daha güzel bir sesle okuyacak. Bunun üzerine Hakk Subhanehu ve Teâlâ Hazretleri: “İzzetim ve celâlim hakkı için size daha güzelini dinleteceğim. Habîbim, Yâ Muhammed! Kalk, kürsüye çık. Tâhâ ve Yâsîn surelerini oku.” diye emir buyuracak. Efendimiz Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’in kıraatı üzerine (ki bu Dâvûd Aleyhisselâm’ınkinden yetmiş derece daha güzel) cennette her şey harekete geçecek. Sallanmayan, yerinden oynamayan hiçbir şey kalmayacak. Ehli cennet mecalsiz bir vaziyette kendinden geçmişken Yüce Mevlâmız. “Ey ahbaplarım! Siz bundan daha atyeb, daha güzel bir seda hiç işittiniz mi.” diye soracak. Ehl-i cennet; “Hâyır, Yâ Rabbi. Biz bundan daha güzel bir seda hiç işitmedik.” diye cevap verecekler. Allâhu Azîmü’ş-Şân: “Yâ Hâdî (c.c.). Ben es-Selâm’ım (c.c.) (Esmaül Hüsnası’ndan). Buna atfen siz de müslümansınız. Ben el-Mü’min’im (c.c.). Siz de yine buna atfen mü’minûnsunuz. Ben el-Habib’im (c.c.), siz de yine buna atfen muhibbûnsunuz. Size izzetim ve celâlim hakkı için daha güzelini dinleteceğim.” der ve mekândan münezzeh olarak aracısız kendi sedâsından Sûre-i Enâm’ı ferman buyurur. Bu sûre yirmi üç sayfadır. Tevhid suresi olup Mekke’de bir gecede nâzil olmuştur. Nüzûlünde yetmişbin melek yeryüzüne inmiştir. Sûre-i En’âm’ı dinleyen ehl-i cennete Allâh celle ve a’lâ Hazretleri Cemâl-i Sübhânisini göstererek; “Ey ahbaplarım! Ben kimim?” diye soracak. Ehl-i cennet; “Sen bizi rızıklandıran Rabbimizsin.” diyecekler. Allâh celle celâluhu: “O hâlde Rabb’inize nazar ediniz.” diye buyuracak. Cennet ehli tam üçyüz sene göz kapaklarını dahi kırpmadan Cemâl-i İlâhî’ye nazar edecekler. Mest olmuş ve kendilerinden geçmiş bir hâlde. Bundan sonra Cenâb-ı Hakk: “Ey ahbaplarım! Artık mekânlarınıza rücû ediniz.” diye buyuracak. Ehl-i cennet köşklerine döndüğünde kadınlar kocasına; “Ben bugün senin yüzünde şimdiye kadar görmediğim bir parlaklık görüyorum.” diyecekler. Erkekler kadınlarına; “Ben de senin yüzünde aynı parlaklığı görüyorum.” diyecek. Cenâb-ı Hakk’ın vechine nazar etmiş olmaktan dolayı ehl-i cennetin yüzünün nûru yetmiş kat arttırılacak.

Cenâb-ı Hakk cümlemizi Cemâl-i İlâhi’sine nazar etmek şerefine nâil olan kullar zümresine ilhak buyursun. Âmîn.

Ehli cennet derecesine göre Cemâlullah’ı haftada bir, ayda bir, yılda bir, 3 yılda bir ve sadece bir defa görecek olanlar. Ayrıca cennet ehlinden hiç göremeyecek olan bir diğer sınıf da vardır: Mûtezile.

1.  Haftada bir defa görecek olanlar: Büluğundan itibaren son nefesine kadar Hakk’a kulluğunu tam olarak yapanlar,

2.  Ayda bir görecek olanlar: Amele büluğundan biraz sonra başlayanlar,

3.  Yılda bir görenler: Ömrünün ahir yarısında ibâdete başlayanlar,

4.  Diğer sınıf ise ömrü masivâ ile geçip son nefeste îmanı kurtararak cennete dâhil olanlar ki bunlar sadece bir defa cemâli ilâhîyi görmek şerefine nâil olacaklardır.

Mûtezile mezhebine mensup olanlar dünyadaki inançları yüzünden, Cenâb-ı Hakk’ın Mûsâ Aleyhisselâm’a: “Sen Rabbına nazar edemezsin” fermanını esas aldıklarından, Cemâlullah’ı görme şerefine nâil olamayacaklardır.

Mü’minlerin uhrevi bayramları üçtür.

1.  Kıyâmet günü defter-i âmalimiz sağ taraftan verildiği zaman,

2.  Sırat köprüsü geçilip cennete dâhil olunduğu zaman,

3.  En büyüğü de muhakkak ki Cenâb-ı Hakk’ın Cemâl-i Bâkemâlini gördüğü zamandır.

Cennet ehli tûlu elli sene, arzı yüz sene genişlikte olan cennette toplandıklarında her mü’minin on parmağına bizzat Cebrâil Aleyhisselâm tarafından yeşil yakuttan (inciden) on adet yüzük takılacak. Bu yüzüklerin her birinde şu yazılar kaşlarında nakşedilmiş olacak:

1.  Sağ elin başparmağındaki yüzük kaşında Cenâb-ı Hakk; “Ben sizden râzıyım.” diye yazılı olacak,

2.  Şehâdet parmağında; “Siz benimsiniz, bende sizinim.”, yâni ‘Benimle dâima berabersiniz’ diye iltifât-ı sübhânî yazılı olacak,

3.  Benim civârımda kurb-u mânevîmde devamlı istirâhat vardır,

4.  Benim dâr-ı karârımda kurb-u mânevîmden müteleziz olun,

5.  Dünyada ettiğinizin âhirette mükâfâtını aldınız,

6.  Dünyada nâs uykudayken siz secde ile bana ibâdet etmiş oldunuz,

7.  Bugünkü günde Cemâlimi müşâhedeyi size mübah kıldım,

8.  Amelinizin mükâfâtını gördünüz,

9.  Selâmun ‘aleykum bimâ sabertum feni’me ‘ukbe-ddâr,[3]

10.        Selâmun kavlen min rabbin rahîm,[4] yazılı olacak.

Cenâb-ı Hakk cümlemizi bu tecellilere mazhar olan kulları zümresine ilhâk buyursun. Âmîn. Cennet ehli başta enbiyâ-ı izâm, meşâyih-ı kirâm ve daha sonrasında da sıra ve derecelerine göre mü’minler köşklerine yerleşecekler. Racüller (erkekler) sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin riyâsetinde toplanacak. Nisâ (kadınlar) da Hazret-i Fatıma’tüz-Zehra radıyallâhu anhümânın riyâsetinde toplanacaklar.


[1]      Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir.

[2]      Öztürk, Ömer Muhammed; Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (k.s.) Efendi Hazretlerinin “Tasfiye-i Kalb  Tezkiye-i Nefs” Sohbetlerinden Notlar, s. 55.

[3]      “Sabrettiğiniz için size selâm olsun. Âhiret yurdu ne güzeldir!” Ra’d sûresi, âyet: 24.

[4]      “(Onlara) Rahîm olan Rab’den “selâm” sözü vardır.” Yâsîn sûresi, âyet: 58.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu